Hoşgeldiniz!  / Kayıt ol
Bizden Birisi GİRAY ERCENK-- Melahat Aral Aktan Sergisi-- Edip Cansever'i Anıyoruz-- Kamile Yılmaz / Mor Cepkenli Kadın-- Şiirsel Söyleşi / Ali Feridun Karaçetin-- Mustafa Ceylan Yazdı / Halil Erdem ve Göl Hikayeleri-- Gazanfer Eryüksel / Günce Notları-- Nazmi Öner Yazdı / Eğitim, Bilim ve Toplum-- Nadire Sönmez / "Kafiye" Kitap Tanıtımı-- 26 Mayıs 2018 Saat 16:00 da Hasan Göztepe'nin "KEŞKE" isimli kitabının söyleşisi ve imza günü Ansan Galeri'de....Ve sayfalarımızda fotoğraflar, makaleler, sanatsal çalışmalar-Antalya'da Sanatın Amiral Gemisi ANSANSANAT da Sizlerle...HAZİRAN 2018 ANSAN DERGİSİ çıktı...Üyelerimiz Dergilerini Derneğimizden alabilirler......Dergimizde bulunan yazılar : Nuri Erkal / Aydan Yalçın'ın Gül Makası---Servet Yıldırım Koçlalıer / Mitoloji Dünyası....Gazanfer Eryüksel / Kıssadan Hisse---Sevim Akdeniz / Biletler---Hasan Göktepe /Anadolu Uygarlıktır.....Kamile Yılmaz /Annemin Cebi---Şadan Gökovalı / Balıkçıdan Öğrendiğim Birşey Var---Ersin Kesici / Ne Okuyalım...Naim Tuncalı / Antalya'nın Gururu Cahit Külebi.... Ve 56 sayfada Sanat-Edebiyat Sizlerle....İnternet Sitemize ve Dergimize ürünlerinizi bekliyoruz...
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 3.43/5 - 14 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ŞİİRSEL SÖYLEŞİ (ALİ FERİDUN KARAÇETİN SÖYLEŞİSİ)
#1
Yavuz Ali Sakarya
21 Mayıs, 07:46


ŞİİRSEL SÖYLEŞİ (ALİ FERİDUN KARAÇETİN SÖYLEŞİSİ)


Yalnızlığı, odası, boyaları, hüzünleri ile baş başa yaşayan bir sanatçı ile (ozan-ressam) ANSAN galerideki sergisi bitmek üzereyken yaptığımız bir şiirsel söyleşi ile karşınızdayız bugün.


“Merhaba dostlarım ben geldim ben, Ali Feridun Karaçetin’im ben.”


Benim de çok sevdiğim ve selamlaşırken sürekli kullandığım bir Merhaba ile selamlıyor Feridun Karaçetin bizleri. Söyleşiye hemen bir balıkçı sıcaklığı, içtenliği ağırlığını koyuyor. Bakmayın, ben diye başladığına, o alçakgönüllü biri. Öğretmen kimliği ve kişiliği ile aslında egosu yüksek, bencil biri değil. Tam tersine yardımsever, paylaşımcı, bireyci değil, çoğulcu, toplumcu bir eğitim neferi.
1955 Isparta doğumlu. Buca Eğitim Enstitüsü’nün Resim Öğretmenliği bölümünden 1979 da mezun olmuş. O gün bugündür kesintisiz öğretmen. Zor iş, sanat öğretiyor. Sanatı sevdirmeye çalışıyor, öğrencileri dahil geniş kitlelere. 83 te yüksek lisansını tamamlamış. Yenilikçi, gelişimden, sürekli öğrenmekten yana. Kendinden, sanatından emin, ama küçük dağları ben yarattım demiyor. Asla.
“Yıllar”diyoruz.
“Yıllarım eğitim, sanat, resim ve şiirle geçti. Dolu dolu geçti.” Yanıtını alıyoruz. 
Bu cümlede resmi sıralamaya önce aldığına göre ağırlık demek ki resimde, şiir sonra geliyor her halde diyoruz. Öyle değil, Çantasından çıkarttığı “Yalnızlığın Melankolisi” adını taşıyan, şiir yoluyla kendince yalnızlığını, hüzünlerini, sevinçlerini, üzüntülerini paylaştığı, adeta okuruyla dertleştiği kitabını çıkartıp, imzalayıp veriyor. 
Anlayacağınız terazinin bir kefesinde resim var, boyalar, tualler, fırçalar, paletler var, diğer kefede şiir var, kalemler, kağıtlar, defterler ve notlar. Biri diğerine ağdırmıyor, anlıyoruz. Belki ikisi birden iki ayrı kaynak halinde çıkıp ortaya, sonradan birleşip bir nehire dönüşerek bir ozan-ressamı besliyor. Biz öyle düşünüyoruz.

Sergiyi severek beğenerek geziyoruz. Resimler birbirinden güzel. İşi bilen bir el değmiş tuallere. Sergiyi farklı kılan resimlere eşlik eden aralara serpiştirilmiş şiirler. Hakkını yemeyelim. Şiirler de güzel. Birbirlerini tamamlayan, yorumlamaya yardımcı olan eserler. 
Hemen dikkatimizi çekiyor, şiirler bir hattat elinden çıkmış gibi. Gibisi fazla. 
Aslında “tezhip” ya da “hat” (güzel yazı, düzenlenmiş süslü yazı) ile de uğraşırsa güzel örnekler ortaya çıkabileceğini söylüyoruz. Tavrından, pek oralı olmadığını, yeterli zaman bulamadığını, ancak şiirlerini özenle yazabildiğini görüyor, öğreniyoruz. Yine de içindeki hattatı da öldürmemesini, diliyoruz. Yeteneğini örneklerde açıkça görüyoruz.

Karar veremiyoruz, ikilemde kalıyoruz, resim mi, şiir mi konuşsak, nereden başlasak diyoruz. Elindeki fırça, palet ve boyanın kağıt ve tual üzerinde nasıl bir sanat eserine, resme dönüştüğünü soruyoruz.
“Canlı ve hüzünlü renkleri severim Bolca da kullanırım. Renkleri alır, yüreğimde gezdirir, sonra tualime taşırım. Önce ben beğenirsem, sergilik resim olur. Beğenmezsem, yapboza devam eder, inatla beğenene kadar giderim. Benim sözlüğünde işi yarım bırakmak, vazgeçmek yoktur.”

“Ya şiir?” demenin tam da sırası. 
“Uçsuz, bucaksız, bir sevgi dünyasıdır yaşamım. Duygusallık denizinde gönlümce yüzerim. Gün olur şiire dönüşür, benim özgür ve başıboş dolaşan yüreğim.”

“Pazar günü size ne anlam ifade eder? Diyoruz.
“Pazar, benim yalnızlığımın en güzel günüdür. Boş verdiğim, aylak kalmaktan hoşlandığım gündür Pazar.”

“Bugün Pazar, kendimi alıp gitsem şöyle bütün sokaklara.
Denize baksam, Simitle çay da ısmarlasam kendime.
Ya da boş versem. Evet.. Evet.. Galiba en iyisi bu. 
Boş versem dünyaya, otursam oturduğum yere. 
 Benim neyime mutluluk, hüzün beklerken kapımda
Tam piknik yapmak zamanı balkonda.”

Uçarı, başına buyruk geçirilmek istenen bir Pazar günü, dilediğini yapmak isteği, ama hüzünle karışık, karamsarlık salgılayan, mutluluğu çok gören bu nedenle karar değiştiren bir anlayış, zorunlu bir karar değişikliği, maymun iştahlılık. Benim anladığım bu.
Bir de “Aşk derdiyle hoşem, el çek ilacımdan tabib” der gibi bir havası var. Bu resimlerine de şiirlerine de birebir yansıyor. “Dokunmayın bana, ben yaşamımdan memnunum der gibi. 
 Bir kararsızlık da sezinliyor insan mısralara gizlenmiş.

“İnsan nasıl satar anasını dünyanın, bir günlüğüne de olsa? Hem de bedavaya?” diyoruz.
“Sabahtan kalkar, önce iyice gerinir güne güneşe karşı, sonra atar kendini denize, kumlara uzanır gönlünce, martılara da merhaba der, sonra satar anasını dünyanın bir günlüğüne hem de bedavaya.” “Ben de olsam öyle yaparım.” Diyor. 
“Öncelikle bir ressamsın. Yaşamı güzellikleriyle tanımak, yaşamak ve yaşatmak senin işin. Görüp göstermek sana düşer. Bu işe ne diyorsun, yaşama nasıl bakıyorsun?” diye soruyoruz.

“Önce çizgisiz bir kağıttır yaşam.” Diyor.
“Ne demek istiyorsun, açık etsene.” Diye soruyoruz.

“Hayatta en güzel şey, ölümüne sevmektir 
Dayatılan sınırları aşmaktır, 
Renklerinle boyamak, kelimelerinle anlatmaktır. 
Hayallerini, sevgini, özlemini, 
ayrılığı, hüznü ve ölümü, yaşamı yani.
Bütün açmazlarıyla ve acısıyla 
hayat denilen çizgisiz kağıttır
Yaşam. Yazar yazar silersin.”

“Kolaymış, yazıp yazıp beğenmediğimizi silmek” diyoruz, ama kendimizde buna pek inanmıyoruz. Silinince eskisi gibi olmadığını biliyoruz. Yine de şair duyarlılığına, farklı bakışına saygı duyuyoruz.
“Sokaklara şiir yağar mı?” Oluyor bir sonraki sorumuz, “Yağarsa nasıl yağar?”
“Yağmur, Nasıl öfkeli nasıl, Nasıl yağıyor bir bilsen. Sicim gibi. 
Saçak altlarına sığınanlar, omuzlarının içinde kafaları.
Yoklar mı yoksa? Bana mı öyle geldi?
Ben se, ellerim cebimde, bir omzumda hüzün, diğerinde ayrılık.
Gözlerimde yorgunluk, düşlerimde sen.
İşte öylesine yağmur yağıyor, nasıl mutlu nasıl.
Islanıyorum adamakıllı, gülüyorum bulutlara
Ve şiirler yağıyor sokaklara.”

Ninem, “Bulutlar ağladığında rengarenk resimler yapar gökyüzüne” derdi, diyorsun, sonra fırsat buldukça gökyüzünü, bulutları ve uçan kuşları resmediyorsun. Sonra da gökkuşaklarını cebine koyup çocuk aklınla eve götürmek istiyorsun. Ne iş. Derdin ne senin kardeşim?
“Her yağmurdan sonra cebime koyup eve götürmek isterdim gökkuşaklarını.”
Ama neden? Zorun ne? Alıp veremediğin ne gökkuşakları ile? 
“Kirlenmesin diye renkleri.”
Ressam bu çizer mi çizer, Şair bu yapar mı yapar. Duygu ve düşüncelerini, kağıda ve tuale böylesine döker. Kirliliğe izin vermez.

Umudumuz çocuklar, onlar geleceği yurdumuzun, ulusumuzun. Çocuklar için, öğrencileriniz için ne dilek diliyorsunuz?
“Basmasanız yüreklerine, acıtmasanız, incitmeseniz, 
kopartmasanız umutlarını çocuklarımın, olmaz mı?”

Parlak canlı renklerle aranızın iyi olduğunu, çok severek kullandığınızı söylüyorsunuz. Ama sanki kırmızıya daha farklı bir gözle bakıyorsunuz gibi geliyor bize. Nedir bu kırmızıya düşkünlük?
“Nar çiçekleri gülemezler ki, Gelincikler de. 
Çünkü onlar kan çiçekleridir. 
Hüzündür adları, kardelendir, Yalnızlıklarda.
Kırmızı giyerler her ağladıklarında
Ve sevdiler mi ölümüne severler. Şafaklarda.”

Ne demek yani, kırmızı kandır, şehitlik mertebesidir, üstüne örtülen bayraktır, ağıttır mı demek istiyorsun?
“Ben elime kalemi alır yazarım, siz ne anlıyorsanız odur.”

“Alışmak” desek, “kolay mı, zor mu?” desek, sizden bir yanıt beklesek.
“Artık bensiz yaşamaya alış diyorsun, öyle mi?
Ağlamayı da öğrettin ya bana, öyle olsun.
Umutlarımı da kopardın ya benden hoyratça, Hayırlı olsun. 
Her şeye alıştım biraz, Sensizliğe de. Gözün aydın olsun.”

“Resim ve şiirin sizdeki ortak paydası nedir?”
“Konuşamadıklarım, Anlatamadıklarım, Ağlayamadıklarım,
Kaderim, resim ve şiir. Onlar zaten arkadaşlarım.”

Bir insan hem ozan, hem ressamsa ne yapar? İşin kolayına kaçıp, şiir yazar, resim yapar demek yok. O kadarını ben de söylerim. Siz ne diyorsunuz?
“Sanatçının sınırsızdır yaptıkları. Gün gelir dondurma ağacından dondurma koparır. Suyun üzerine nakışlar işler. Yalnızlığını, hüznünü cebine koyarak salıncağa biner. Paşa gönlü ne zaman isterse o zaman iner. Özgür kuştur, gönlünce uçar, istediği yüksekliğe çıkar, canı çeker bulutlardan çiçek toplar, demlikteki çaya merhaba der. Arandığında gözyaşı ağacının gölgesinde bulunur, yuvasını yükseğe kurar, yuvasının bozulmasını istemez. Kısacası dilediğince yaşar.”
“Sen” diyoruz.
“O benim işte, öylece duran orada.
Yalnız, kırık ve hüzünlü
Dalları olmayan ağacın dibinde kök
Yapraklarına kuşlar konmayan,
O benim işte” diyor. Anlıyoruz.

Paylaşımcı biri Feridun Karaçetin. Sevgiyi, güzelliği paylaşmak derdi tasası.
“Hıışt, karınca kardeş,
Hala resimlerini mi yapıyorsun düşlerinin 
 Bak, gece düştü yüzüne.
Hadi yuvana git, Yavrularına ekmek ver, su ver.
İçinde katıksız sevgi olsun.”

Her fırsatta çocuklara sesleniyorsunuz. Duygu ve düşüncelerinize öğretmenlik mesleğiniz kadar içinizde çocuk da ses veriyor, katkı koyuyor.
“Gökkuşağından kopup gelen 
Yüreğimin çiçekleri, çocuklar,
Renk renk, koşun, bana koşun,
Tutun elimden bırakmayın 
 Bakın düşüyorum.”

Siz sevgiyi paylaşadurun, biz söyleşiye sonra devam ederiz, şimdilik hoşça kalın. (devam edecek)



Yavuz Ali Sakarya
Emekli öğretmen
Ara
Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

Antalya

Antalya Sanatçılar Derneği
Fikret Otyam Sanat Parkı içi-Konyaaltı Caddesi-Muratpaşa / Antalya
Tel : 0242 248 00 08
Mail : ansansanat07@gmail.com

              Quick Links

              User Links